Susurluk Davası Hükümlüsü İbrahim Şahin’le İlgili Adli Tıp Kurumu Raporuna İlişkin Haberler Hakkında Basın Açıklaması

Ocak 18th, 2009

T.C.
ADALET BAKANLIĞI
BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ

Sayı: 1 16/01/2009

BASIN AÇIKLAMASI

Bazı basın yayın organlarında, Susurluk davası hükümlüsü İbrahim Şahin’in Ergenekon adıyla bilinen soruşturma kapsamında tutuklanmasının ardından bu şahıs hakkında daha önce Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından verilen raporla ilgili haber ve yorumlar yapılmaktadır. Bu raporla birlikte 3. İhtisas Kurulunun başkan ve üyeleri ile Kurulun verdiği diğer kararlar hakkında çeşitli iddiaların ortaya atılması nedeniyle aşağıdaki açıklamanın yapılması gerekli görülmüştür.

Kamuoyunda Susurluk adıyla bilinen dava kapsamında 6 yıl hapis cezasına çarptırılan İbrahim Şahin hakkındaki hüküm, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 15.01.2002 tarihli kararıyla kesinleşmiş ve cezasının infazı 07.08.2003 tarihine kadar tehir edilmiştir. Hükümlü Şahin, erteleme süresi bitmeden önce, verilen hapis cezasının sürekli hastalığı sebebiyle affedilmesi talebini içeren tarihsiz bir dilekçeyle Cumhurbaşkanlığı Makamına başvurmuştur. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, 16.05.2003 tarihli yazıyla birlikte Şahin’in başvurusunu Bakanlığımıza iletmiştir. Şahsın, af için gerekli şartları taşıyıp taşımadığının tespiti amacıyla Pendik Cumhuriyet Başsavcılığınca inceleme yaptırılmıştır. Bu kapsamda, Şahin hakkında trafik kazası geçirdiği tarihten itibaren çeşitli sağlık kuruluşlarınca verilen 9 ayrı raporun yer aldığı dosya, Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek yeni bir inceleme yapılması talep edilmiştir.

Adlî Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu yaptığı muayene sonucunda, 27.06.2003 tarihli mütalaasında adı geçen hükümlünün tespit edilen “post kontüzyonel sendrom sonucu oluşmuş demans” arızasının Anayasa’nın 104/2-b maddesinde belirtilen sürekli hastalık kapsamında olduğunu bildirmiştir. Kurulun oybirliği ile verdiği bu karar, 08.07.2003 tarihli Bakanlık yazısı ile Cumhurbaşkanlığına gönderilmiştir. Hükümlü İbrahim Şahin’in cezasının affedilmesi, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından 14.07.2003 tarihli ve 2003/108 sayılı kararla uygun görülmüştür.

Ayrıca İbrahim Şahin hakkındaki raporun haber konusu yapılmasıyla birlikte 3. İhtisas Kurulu başkan ve üyeleri ile bu Kurulun daha önce verdiği bazı kararlarla ilgili de çeşitli iddialar ortaya atılmıştır.

Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Nur Birgen, 07.12.1984 tarihinde asistan adayı olarak Adli Tıp Kurumunda göreve başlamış, Uzmanlık ve Adli Tıp Şube Müdürlüğü görevlerinin ardından 29.07.1997 tarihli müşterek kararname ile 3. İhtisas Kurulu Başkanlığına atanmıştır. Birgen hakkındaki kararname 13.11.2007 tarihinde yenilenerek görev süresi uzatılmıştır.

Dr. Birgen hakkında 1995 yılında, Adli Tıp Kurumunda, Adli Tıp Şube Müdürü olarak görev yapmakta iken, gözaltına alınan 7 kişinin işkenceye maruz kaldıkları halde haklarında sağlam raporu düzenlediği iddiası ile İstanbul Tabip Odası Onur Kurulunca “6 ay meslekten men cezası” verilmiş ve bu karar Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu tarafından onanmıştır. Ancak itiraz üzerine bu karar, Ankara 5. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Temyiz başvurusu üzerine iptal kararını onayan Danıştay 8. Dairesi, karar düzeltme istemini de reddetmiştir. Böylece verilen ceza, Danıştay’ın kesinleşmiş kararıyla ortadan kalkmıştır.

Kurulla ilgili iddialardan biri de ölüm orucuna başlayan hükümlülerle ilgili çelişkili raporlar verildiği yönündedir. Cezaevlerindeki ölüm oruçları sonucunda sağlık durumu bozulduğu 3. İhtisas Kurulu bildirilen 3 kişinin tahliye edilmelerinden sonraki dönemlerde aynı Kurul tarafından yapılan muayenede, durumlarında görülen iyileşme nedeniyle bu kişilerin cezaevinde kalabilecekleri belirtilmiştir. Bunun üzerine İstanbul Tabip Odası tarafından 3. İhtisas Kurulu Başkanı Dr. Nur Birgen ve kurul üyeleri hakkında ayrı ayrı 3 kere 1’er ay geçici olarak meslekten men cezası verilmiştir. İtiraz üzerine Ankara İdare Mahkemelerince disiplin cezalarına ilişkin işlemlerde hukuka uyarlılık görülmeyerek men cezaları iptal edilmiştir. Danıştay 8. Dairesi bu kararları onamıştır. Türk Tabipler Birliği Yüksek Onur Kurulu da bu kararlar doğrultusunda İstanbul Tabip Odası’nın diğer men cezası kararlarını bozmuştur.

Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Adli Tıp Kurumu raporlarını yetersiz bulduğu yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Birkaç karardan yola çıkılarak yapılan bu değerlendirmelere karşılık, Avrupa Konseyi Daimi Temsilciliğimizce derlenen bilgilere göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Adli Tıp Kurumu raporlarını yüzde 95 oranında tutarlı bulmaktadır.

Adli Tıp İhtisas Kurulları, kurul başkanının başkanlığında işin niteliğine göre en az dört üye ile toplanır ve oyçokluğu ile karar alır. Adli Tıp Kurumu kendisine gönderilen vakalara ilişkin bilimsel ve teknik görüşlerini her türlü etkiden uzak, hiçbir baskı altında kalmadan bildirmekle yükümlüdür.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Ek: Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’nun İbrahim Şahin hakkında verdiği 27.06.2003 tarih ve 4083 sayılı karar örneği.

Ergenekon davasına pazartesi devam edilecek

Ocak 18th, 2009

“Ergenekon” davasına, 19 Ocak Pazartesi günü 39′uncu duruşmayla devam edilecek.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde yapılan yargılamanın 39′uncu duruşması saat 09.30′da başlayacak. Tutuklu sanıklar ile bazı tutuksuz sanıkların gelmesi beklenen duruşmada, sanıkların savunmasının alınması işlemi, iddianamede bulundukları sıraya göre sürecek.

İddianamede 44′üncü sıradaki sanık Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk’un savunmasına ilişkin hazırlıklarını tamamlayamaması nedeniyle duruşmada, 45′inci sanık olan ve tutuklu yargılanan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in savunmasına geçilmesi bekleniyor.

İddianamede, Perinçek hakkında, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis talep ediliyor.

Perinçek’in, TCK’nın 220. maddesinde yer alan “Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır” hükmü uyarınca, “Kişiyi yerine getirdiği kamu görevinden dolayı tasarlayarak öldürmek” suçundan da ağırlaştırılmış müebbet hapsi istenen iddianamede, diğer suçlamalara ilişkin de 192 ile 417 yıl arasında hapis talep ediliyor.

İddianamede, Serhan Bolluk ise “silahlı terör örgütüne üye olmak’ ve “Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek”le suçlanıyor.
Mahkeme heyeti, bir önceki duruşmada, duruşmaların teknik araçlarla kayda alındığını, ancak bunların yazılı tutanağa dönüştürülmesinde, haftada 4 gün duruşma yapılması nedeniyle zorlukla karşılaşıldığına dikkati çekmişti.

Heyet, bu eksikliğin giderilip, düzenlenecek yazılı tutanakların en kısa zamanda taraflara iletilmesi amacıyla, duruşmaya 10 gün ara vermişti.

Ajandasında Erdoğan’a suikast planı

Ocak 18th, 2009

Ankara’da teslim olduktan sonra askeri mühimmatı izinsiz birlik dışına çıkarmak suçundan tutuklanarak Mamak Askeri Cezaevi’ne konulan Yarbay Mustafa Dönmez, Ergenekon soruşturması nedeniyle İstanbul’a gönderildi.

Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, Dönmez’in Ergenekon savcılarının istemi üzerine dün İstanbul’a gönderildiğini belirterek, şunları söyledi: “Şüpheli, bulunan silah ve mühimmatın askeri malzeme olma ihtimaline istinaden tutuklanmış olup, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca verilen gözaltı veya olabilecek tutuklama kararlarına bir etkisi olmamaktadır. Dün (önceki gün) akşam İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan gelen talimat gereği şüpheli bugün (dün) İstanbul’a sevk edilmiştir.”

Atabay bağlantısı

Yarbay Dönmez’in açılan ajandasından, Başbakan Tayyip Erdoğan’a suikast planı çıktığı öne sürüldü. Dönmez’in Sapanca’daki evinden, Erdoğan’ın Ankara’daki ikametgahının uydu fotoğraflarının bulunduğu ve ele geçen krokinin ise suikast planı olduğu iddia edildi. Ankara’da 2006 yılında Atabaylar çetesine yönelik operasyonda ele geçirilen suikast planı ile Dönmez’in ajandasından elde edilen planın aynı olduğu öne sürüldü. Suikastin 220 metreden lav silahı ile yapılacağı, kaçış noktalarına varıncaya kadar tek tek işaretleme yapıldığı iddialar arasında yer aldı. Ankara’daki kazıda ele geçirilen lav silahı ve mühimmatın bu suikast için toprağa gömülmüş olabileceği öne sürüldü.

Dönmez’in, Sapanca’daki dağ evinde, 2008’in Nisan ile Temmuz ayları arasında çalışan işçi Salih Külünk (30), üç gün önce jandarma tarafından gözaltına alındı.

Encümen-i Daniş raporu Başbakan Gül’e gitmişti

Ocak 18th, 2009

Görev yaptığı, onca yıl kendisine gelen istihbarata rağmen, Tuncay Güney kadar ’daldan dala’ bilgi sahibi olmadığını söyleyen Kıvrıkoğlu, Encümen-i Daniş raporları için de şöyle konuştu: “Tayyip Bey’e göndermedik, ama başbakan olduğu dönemde Abdullah Bey’e gönderdik.”

GENELKURMAY eski Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, son günlerde tartışma konusu yapılan Encümen-i Daniş toplantılarının sonuç raporlarını, Başbakan Tayip Erdoğan’a göndermediklerini, ancak Başbakan olduğu dönemde Abdullah Gül’e gönderdiklerini açıkladı. Kıvrıkoğlu’nun Ergenekon operasyonu ile ilgili değerlendirmeleri şöyle:

Akli dengesi kaybolmuş biri

(Ergenekon soruşturması) Türkiye’nin enerjisini, gücünü, her şeyi aldı götürdü. Herkes buraya dikkat kesildi, bu son derece kötü oldu. Bu ifadeleri veren kişi kim; aklî dengesi kaybolmuş, hayál gücü son derece geniş, daldan dala konan biri. İfadelerini okudum. Kulaktan dolma, sanki empoze edilmiş şeyleri söylüyor. Bu kadar yıl hizmet yaptım. Her türlü istihbarat bilgisi geldi önüme. Genelkurmay Başkanı olarak da dört yıl geldi. Bunca bilgime rağmen, daldan dala bilgi sahibi olmadım.

Dış güçler arkasında demektir

Diyor ki, Veli Küçük’ü Bilecik’te ilk ben ziyaret etmişim. Veli Küçük ile hiç tanışmadım, hiç karşılaşmadım. Cumhuriyet Gazetesi’nin satışı konusu varmış da, Veli Küçük almak istemiş, ’Yukardan’ demiş. ’Yukarıdan’ dediği kişi de benmişim. Şaşırdım kaldım. ’Ergenekon’un çekirdeğidir, 1 Numarası’dır diyorlar. Ergenekon adını bu operasyonlardan sonra öğrendim. Genelkurmay Başkanı olarak hiç duymadım. Birçok değerli komutan bu işlere bulaştırıldı. İsmail Hakkı Karadayı Paşa, 19 yıl önce emekli olmuş Necip Torumtay Paşa, Teoman Koman, birçok arkadaş. Saçma sapan açıklamalar; ama maalesef Türk halkını TV’lere kilitlediler. İstenen; herkesin aklını o istikamete yöneltmek, kargaşa yaratmaktır. Bu kişinin Türkiye’den kaçıp gittiği bir daha da dönmediği dikkate alınırsa, arkasında Türkiye dışı bazı güçler olduğunu kabul etmek gerek. “O da gözaltına alınacaktı” diye benimle ilgili dedikodular da yapılıyor. Yok; böyle bir şey.

Herşeyi konuşuruzhttp://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=7153778

Encümen-i Daniş toplantıları konuşuluyor. Karadayı Paşa da (İsmail Hakkı) açıkladı. Buradaki her kişi, devletin en üst kurumlarında, en üst makamlara yükselmişler. Komutanlar, meclis başkanları, profesörler, bakanlar, v.s. Orada bütün dünya meselelerini konuşuruz. Gürcistan savaşını, Kosova’yı, Gazze’yi, PKK ile mücadeleyi, petrol konusunu da. Bu toplantıların gündemi yok; o gün konuşur, konuyu belirler sonra rapor yapar cumhurbaşkanlarına, başbakanlara göndeririz. Tayyip Bey’e (Erdoğan) göndermedik; ama başbakan olduğu dönemde Abdullah Bey’e (Gül) gönderdik.

TSK adım adım hedef alınıyor

Susurluk döneminde Ankara’da değildim; basından izledim. Bildiğim konu değil. Hurşit Tolon ve Şener Eruygur Paşalar’ın eşleri ile görüşüyor, moral veriyoruz. Bu arkadaşlarımın komutanlığını yaptım. Son derece başarılı işler yapmışlar. Böylesi olaylarla bir ilişkileri olacakları kanısında değilim. Zaten uzun zamandır TSK’ya karşı yıpratma kampanyası var. Özellikle Irak’a ABD müdahalesinden sonra başlatılmıştır. İşte çuval geçirme falan. Adım adım TSK hedef alınıyor. Bir kısım gazeteler, bir sürü dinci cemaatler, tarikatlar var. Hepsi TSK’yı kendilerine karşı düşman ve hedef seçmiş. TSK olmasa her şeyi yapabileceklerini düşünüyorlar.

Darbeler dönemi kapandı

Türkiye’nin tek silahlı kuvvetleri var, onu da yok ederlerse Türkiye, Türkiye olmaktan çıkmış olur. Darbeler dönemi bitmiştir. Buna gerek de yok. Her hafta başbakanlara gidiliyor; sıkıntılı durum varsa başbakan, cumhurbaşkanı ile görüşülüyor. MGK’da gündemi, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı tarafından belirleniyor.

Kayıp silah birliğin lekesidir

TSK’nın en fazla önem verdiği konu silahtır. Sık sık sayım yapılır; silah kaybı, eksikliği olduğu zaman o birlik, subayı, astsubayı ile beraber bütünüyle ne izne gider, ne dışarı çıkarılır. Bu durum o birlik için leke kabul edilir. TSK büyük bir kuvvet; yüz binlerce subayı, astsubayı var. Bunlar içinde her kesimden insan var; aralarında düzgün karakter sahibi olan da zaafı olan da bulunur. Böylesi zaafı olanlar da çıkabilir. Ama bu TSK’ya mal edilemez.

Kılınç Paşa da konuşur

Tuncer Kılınç Paşa, MGK Genel Sekreteri olarak herkesle görüşmek, her yere gitmek gibi bir özelliğe sahip biri. Açık sözlü biri. Hep en iyi hizmeti verme çabasında oldu. Zaman zaman konuşur, ters düşebilir. Emeklilik sonrası çeşitli konferanslar verdi, rahatsız etmiş olabilir; ama ifade özgürlüğü varsa herkes rahatça konuşmalı. Ben böylesi görevleri üstlenmiş insanların ihanet etmesini asla düşünmem, zaten yargı da her şeyi ortaya koyacaktır.”

Karargah evlerinde bir yarbay tutuklu

Ocak 18th, 2009

Genelkurmay Başkanlığı, bilgilendirme toplantısında ’rahatsızlığını’ açıkça bildirdi. Ergenekon soruşturmasında hukukun bazı temel ilkelerinin ihlal edildiği görüşü savunularak “Bu hassas ortam, kişilere, kurumlara, yargıya ve nihayetinde devlete de büyük zararlar vermektedir” denildi.

2 DAVADAN ÖRNEK

’Sauna Çetesi’ davasında bir sanığa 3 yıl 1.5 ay hapis ve ordudan ihraç.

’Atabaylar Çetesi’ davasında üç sanığa 5 yıl 7.5 ay hapis ve ihraç.

EERGENEKON soruşturmasında gözaltına alınan, tutuklanan askerler nedeniyle geçen hafta iptal edilen Genelkurmay’ın basın bilgilendirme toplantısı dün yapıldı. Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak tarafından yapılan açıklamada, Karargah evleri soruŞturması nedeniyle Yarbay Mustafa Dönmez’in tutuklandığı bildirildi. Açıklamada Ergenekon soruşturmasının yürütülme tarzından duyulan rahatsızlık da dile getirilerek, özetle şu görüşlere yer verildi:

Savcılara eleştiri

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmaya ilişkin olarak yetkili mahkemece, konunun hassas olması ve sürekli ifadelerin medyada yer almasının adil yargılamayı etkileme ve delilleri karartma şüphesini oluşturduğu gerekçesiyle, kısıtlama kararı verilmiştir. Temel insan hakları, Anayasanın 38. maddesinde yer alan, ’Suçluluğu hükmen sabit görülünceye kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı’ hükmü, ’masuniyet karinesi’, ’adil yargılanma hakkı’ gibi en temel hukuk ilkelerinin ihlal edildiği görülmektedir. Sorumlu olması beklenen kesimlerin yarattığı bu hassas ortam, kişilere, kurumlara, yargıya ve nihayetinde devlete de büyük zararlar vermektedir. Genelkurmay Askeri Başsavcılığı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki koordinasyon neticesinde oluşturulan beş kişilik bilirkişi heyeti, 14 Ocak 2009 tarihinde ele geçirilen malzemeler üzerinde gerekli incelemeleri yapmak üzere görevlendirilmiştir. Kamoyunda ’Karargáh evleri’ olarak bilinen olaya ilişkin alınan istihbari mahiyetteki bilgiler için öncelikle ilgili kuvvet komutanlığınca geniş kapsamlı idari soruşturma başlatılmış, 1 yarbay tutuklanmıştır.”

Tuğgeneral Gürak, Genelkurmay’ın adli sürecinin işleyişine de örnek vererek kesinleşmiş bazı davaları açıkladı. Buna göre, ’Sauna Çetesi’ne ilişkin yargılama neticesinde, Genelkurmay Askeri Mahkemesi, sanık hakkında üç yıl bir ay on beş gün hapis cezasına ve TSK’dan çıkarılmasına hükmetti. ’Atabeyler Çetesi’ olarak bilinen olay kapsamında ise 3 personel hakkında 5 yıl 7 ay 15 gün’e kadar hapis cezasına hükmedildi.

Ersöz tutuklandı

Ocak 18th, 2009

Ankara’da tedavi için gittiği hastanede yakalanan ve Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı döneminde herkesi dinlettiği iddia edilen emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, ’hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan tutuklandı.

ERGENEKON soruşturması kapsamında aranırken, Ankara’da tedavi amacıyla gittiği hastanede yakalanarak İstanbul’a getirilen, Jandarma İstihbarat eski Daire Başkanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan tutuklandı. Emniyette susma hakkını kullanan Ersöz ve kendisiyle birlikte gözaltına alınan damadı Baran Kayral, dün İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na sevk edildi. Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirilen Ersöz, soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nda sorgulandı. Levent Ersöz, savcılık sorgusu sırasında da kendisine yöneltilen sorulara yanıt vermedi. Ersöz, hakkındaki yakalama kararı nedeniyle CMK’ya göre gözaltına alındıktan sonra 24 saat içerisinde hakim karşısına çıkması gerektiğinden, süre dolduğu için savcılık sorgusu yarıda bırakılarak tutuklanması istemiyle, İstanbul nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. Mahkeme, Levent Ersöz’ün tutuklanmasına karar verdi. Baran Kayral ise savcılıkça serbest bırakıldı.

Özkök’ü dinletmiş

Ersöz’ün evinde yapılan aramada eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün telefon konuşmalarına ait dinleme kayıtları bulunduğu iddia edildi. Firardayken Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı döneminde üstlerini dinlettirdiği öne sürülen emekli Tuğgenereal Ersöz’ün evinde yapılan aramada eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün telefon konuşmalarına ait dinleme kayıtları bulunduğu iddia edildi. Ev aramalarında ayrıca ele geçirilen resimlerde Ersöz’ün Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Albay Atilla Uğur’la birlikte çekilmiş fotoğraflarının da bulunduğu öna sürüldü.

İddialar asılsız

Ersöz’ün avukatı Gülten Güven, yaptığı açıklmada, “30 yıldır terörle uğraşan bir kişi örgüt üyeliği ile suçlanamaz. Müvekkilim terör örgütlerinin hedef listesinde ön sıralarda yer alan bir kişidir. Müvekkilimle ilgili inandırıcı deliler yoktur. İtirazda da bulunacağız. Ayrıca müvekkilimden CD’ler ele geçirildiği, emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkek’le ilgi dinlemelerin yer aldığı iddiaları asılsızdır. Arama tutanakları elimdedir. Böyle bir şey yoktur” dedi.

Bacanağını tanıyor

Ersöz’ün kullandığı kimliğin sahibi Burdur’da yaşayan 55 yaşındaki Mehmet Orhan Gülcü’nün, Ersöz’ün bacanağı Cengiz Candan’ın yakın arkadaşı olduğu ortaya çıktı. Gülcü, “Cengiz Candan ile Burdur’da çocukluktan beri samimi arkadaşız. Aynı devrede okula gittik, çocukluğumuz birlikte geçti. Zaman zaman görüşüyoruz. Ancak Paşa’yı (Levent Ersöz) tanımıyorum” dedi.

Cephane arşivi MKE işbaşında

Ocak 18th, 2009

TUNCAY Güney’in tüm soytarılıklarına rağmen Ergenekon soruşturması Ankara’da (Sincan-Yenikent) ele geçirilen cephanelik sayesinde yeni boyut kazandı. Mesele telefon geyiği/dedikodusu olmaktan çıktı, kanıttan (silah) zanlıya mesafe aldı.

Cephanelik ortaya çıktığında en doğru tespiti Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül yaptı. “Muhtemelen MKE gibi görünüyor. Ama yazılıp sorulduğu zaman anlaşılacaktır” dedi. Bu açıklamadan sonra Bakan’la bir telefon görüşmesi yaptım, sürecin nasıl yürüyeceğini sordum. “Ben devrede değilim artık. Savcılık doğrudan MKE’ye soracak” bilgisini verdi.

Kısa adıyla MKE, yani Makine Kimya Endüstrisi Kurumu, Bakan’ın güvenini haklı çıkartacak kadar geniş ve eski arşive sahip. Yurdun dört bir yanından silahla, bombayla ilgili 30-40 yıllık kayıtlar bu kuruma soruluyor.

MKE’nin hem bilgisayar hem de evrak arşivi mevcut. MKE yönetimi olaya değil silaha bakıyor.

Yani savcılıklar sadece silah veya bombanın seri numarasını veriyor, kime teslim edildiğini öğreniyor.

MKE’nin ana ilkesi belli, sipariş üzerine çalışıyor. Örneğin, Türk Silahlı Kuvvetleri “3 milyon adet el bombası ihtiyacım var” diyor. MKE çalışmaya başlıyor. Talep yoksa, tezgáh duruyor.

Her üretimin adedi ve tarihi belli olduğu gibi senet karşılığında kime teslim edildiği de kayıtlı.

Dolayısıyla savcılık sorusuna karşılık örneğin bir el bombasının, 1) üretim tarihi, 2) aynı dönemde üretilen kaç bomba arasında olduğu, 3) kim tarafından sipariş edildiği, 4) tesellüm makbuzunda kimin imzasının yer aldığı bildiriliyor.

* * *

Ergenekon sözlüğünde özel yeri olan el bombası “kafile numarasının” ne olduğunu da sorup öğrendim.

Diyelim ki MKE sipariş aldı, 100 bin el bombası üretti. İşte bu 100 bin bomba bir kafile sayılıyor.

Tabii ki her kafilede yer alan her bir bombanın ayrıca bir de seri numarası var.

Yani iki ayrı olayda kullanılan veya ele geçen bombaların kafile yoldaşlığı önemli işaret.

Hele seri numaraları da birbirini takip ediyor veya yakınsa aynı merkez kaynaklı saymak yanlış olmaz.

* * *

16 Mart 1978 günü, yani 31 yıl önce İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde öğrencilerin üzerine bomba atıldı. 7 öğrenci öldü, 41 öğrenci yaralandı. Olayda kullanılan patlayıcılar ordu malı çıktı.

M.E.Ç. isimli bir yüzbaşının Seferberlik Tetkik Kurulu silah deposundan saldırganlara patlayıcı temin ettiği iddiası yıllarca tartışıldı. Aynı patlayıcıların izine Kahramanmaraş katliamında da rastlandı.

O yüzden Ankara cephaneliği ile ilgili olarak gözler yeniden Türk Silahlı Kuvvetleri’ne çevrildi.

Genelkurmay Sözcülüğü’nün dünkü açıklamasında yer alan Sauna Çetesi, Atabeyler ve Karargáh Evleri örnekleriyle vermek istediği mesaj belli: Hukuk çerçevesinde hepsinin gereğini yaptığını anlatmaya çalışıyor asker.

Dileriz aynı hassasiyeti son cephanelik meselesinde de gösterir.

Bombaları, bubi tuzaklarını kimin, ne zaman, hangi amaçla o tarlaya gömdüğünü…

Senetlerle, makbuzlarla, kısacası belgesiyle ortaya koyar, sorumluların cezası kesilir.

Zekeriya Öz’ün terfisi ertelendi

Ocak 18th, 2009

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), 17 Cumhuriyet savcısının 1. sınıfa terfi etmesine karar verdi. Kurul, terfi kararını bugünkü Resmi Gazete de yayımladı. Yayımlanan listede, önceki toplantılarda 1. sınıfa ayrılması askıya alınan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün olmaması dikkat çekti.

2008′in Kasım ayında da Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün birinci sınıfa yükselmesine ilişkin terfi dosyasını inceleyen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Aydınlık Dergisi’nin Öz ile ilgili iddiaları nedeniyle yükselme işlemini askıya almıştı.

Aydınlık’ta çıkan haberde, “Öz’ün görev yaptığı Çine Adliyesi’nde Savcı Ayhan Uğur’a Adaleti Güçlendirme Vakfı’na aktarılan parayı paylaşmayı teklif ettiği” iddia edilmişti. Öz’ün Bitlis Mutki’ye sürüldüğü ve burada da kanuna aykırı biçimde ticaretle uğraştığı derginin iddiaları arasında yer almıştı. Dergi, Öz’ün, Fettullah Gülen’e yakın olduğunu da ileri sürmüştü.

YİNE ERTELENDİ

HSYK, Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün birinci sınıfa terfi etmesini erteledi. HSYK, Öz hakkında açılan davaların sonuçlanması ve gazetelerde çıkan haberlerin ve iddiaların incelenmesinin ardından birinci sınıfa ayırıp ayırmayacağına karar verecek.

İşte terfi ederek 1. sınıfa ayrılan savcılar:

Sicil No Adı ve Soyadı Görev Yeri Ünvanı

23053 Ziya Mete Özalpman Ceyhan Cumhuriyet Savcısı

23194 Mehmet Ali Özkurt Tarsus Cumhuriyet Savcısı

23852 Ömer Yüksel Ilgaz Cumhuriyet Savcısı

24777 Sevim Yükseloğlu Keşan Cumhuriyet Savcısı

32790 Metin Afşar Erzincan Cumhuriyet Savcısı

35020 Arif Ulusoy Tarsus Cumhuriyet Savcısı

38684 Nevzat Kürtür Çorum Cumhuriyet Savcısı

37111 Abdullah İnce Kastamonu Cumhuriyet Savcısı

38773 Serhan Kesmez Kuşadası Cumhuriyet Savcısı

39486 Ahmet Yıkılmaz Kemer Cumhuriyet Başsavcısı

39640 Nevzat Arslan Teftiş Kurulu Başkanlığı Adalet Müfettişi

39725 Hüseyin Aalaybay Teftiş Kurulu Başkanlığı Adalet Müfettişi

39825 Harun Mert Bakanlık yetkili Tetkik Hâkimi

39917 Remzi Deveci Çay Cumhuriyet Savcısı

40321 Harun ÖzcanNevşehir Cumhuriyet Savcısı

40350 Fahrettin Kırbıyık Çayeli Cumhuriyet Savcısı

41105 Üzeyir Karakülah Turhal Cumhuriyet Başsavcısı

Ergenekon’u siyaset gündemine taşımayın

Ocak 18th, 2009

TBMM Başkanı Köksal Toptan, dün Meclis’te gazetecilerin soruları üzerine Ergenekon soruşturmasını değerlendirdi. Yargılama sürecinin beklenmesi gerektiğini belirten Toptan, şunları söyledi: “Sabırla beklemek ve yargıya güvenmek lazım. Siyasetin gündemine taşırsak birbirimizi çok fazla hırpalarız. Yargıyı mümkün olduğu kadar rahat bırakıp, onların da serinkanlı düşünmesinin ortamını hazırlamamız lazım. Herkes sadece savcının hareketinden olumlu ya da olumsuz bir şey çıkarmamalı. Yargılama uzun bir süreç. Önce mahkeme karar verecek, arkasından Yargıtay aşaması var. Yargıtay’dan sonra belki Ceza Genel Kurulu aşaması gündeme gelir. Onun için çok fazla günlük siyasetin çok fazla malzemesi yapmadan yargı sürecinin bitmesini beklemek lazım.”

Gözaltı ve tutuklama cezaya dönüştürülemez

Ocak 18th, 2009

Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili çarpıcı eleştirilerde bulundu ve “2 bin 550 sayfa iddianame, hukuk tekniğine uymaz. Bir insanın geçmişi ve görüşleri, yargılamada gözetilemez. Gözaltı ve tutuklama, cezaya dönüştürülemez. Yargıçlar, suçlulardan tiksinme hakkına sahip değildir” dedi.

Selçuk, Zaman Yazarı Mümtaz’er Türköne’nin köşesi yargının önündeki dava ile ilgili somut değerlendirme yapmaktan kaçınmak gerektiğini belirterek, özetle şöyle dedi:

Yazar çiğniyor

Demeçlerimde bir suç duyurusu üzerine savcıların soruşturma yapmalarının ve kanıtlar kuşkuyu doğruluyorsa dava açmalarının sisteme göre zorunlu bulunduğunu, takdir yetkilerinin olmadığını sürgit savundum.

Ancak bu davada, aynı hukuk anlayışına göre 2 bin 550 sayfa iddianamenin hukuk tekniğine ve iddianame kavramına uymadığını dile getirdim. Tutuklu bulunan kuşkuluların iddianamelerinin süratle yazılmasını, hangi eylem(ler)den dolayı yargılandıklarını bilme haklarına saygı duyulmasını, insanların gözaltına alınırken özsaygılarıyla oynanmamasını istedim. Bütün bunları hukuk ve yarın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yargılanacak olan devletim için dile getirdim.

Bir insanın geçmişi ve görüşleri, yargılamada gözetilemez. Hitler Almanyası dışında, suçlanan kişinin “yaşam biçimi ve kusuru” yargılamaya konu olamaz. Yargıçlar, suçlulardan tiksinme hakkına sahip değildir. Suçlananları sevmeyebiliriz. Ancak, bu kişisel yargılarımızı, hukuka yansıtamayız.